--> MUHACİRİN SİTESİ"Bütün hakları saklıdır.İktibas edilen yazılar,resimler ve kopyalar uyarıldığında derhal silinir. Düzenleyen:M.H.



Bugün:
Ana Sayfa || E-Mail
>

***Balkan suyu içmişler***

SELAM OLSUN ECDADIMIN DOĞDUĞU TOPRAKLARA...GEÇMİŞİNİ BİLMEYEN ,GELECEĞİNİ BİLEMEZ. Bizlerde atalarimiz Rumeli Turklerini daha iyi tanimak icin çıktığımız yolculukta sizleri de yanimizda gormekten mutlu olacağız... M.H.

30/11/2008

Piri Reis ile ilgili hiç bilmediğim şeyleri öğrendim şimdi. İdam

Piri Reis ile ilgili hiç bilmediğim şeyleri öğrendim şimdi. İdamı dahil. Bende idam edildiğini bilmiyordum, açıkçası böyle birşey aklıma bile gelmemişti. Demek dünya hep aynı, hiç değişmeyecek.

İnsanoğlu her ne kadar uzay keşfine çıksa da, henüz dünyada izah edemediği, keşfedemediği o kadar çok şey var ki. Bırakın dünyayı, insanoğlu henüz bedenindeki sırları bile tam olarak izah edebilmiş değil.

BİLİNMEYENİ VE GELECEĞİ GÖSTEREN HARİTA

İnsanoğlu her ne kadar uzay keşfine çıksa da, henüz dünyada izah edemediği, keşfedemediği o kadar çok şey var ki. Bırakın dünyayı, insanoğlu henüz bedenindeki sırları bile tam olarak izah edebilmiş değil.

Bilim adamlarının açıklayamadığı birçok gerçek var. Yaratılış, ölüm, rüya, cin, nazar gibi konuların yanında bundan binlerce yıl öncesine ait bazı nesnelerin üzerindeki esrar perdesi bile hala kaldırılabilmiş değil. Bunlardan biri de Ünlü Türk denizcisi Piri Reis'in haritasıdır.


Bu harita için; "geleceği gören harita" tanımını yapabiliriz. Ünlü Türk denizci Piri Reis'in 1513'te çizdiği harita, Afrika, Amerika ve Güney Kutbu'nun bugünkü halini gerçeğe yakın bir şekilde göstermektedir.

Bu harita, ortaya çıkarıldığı 1929 yılından günümüze bilim dünyasının ilgisini çekmektedir. Öyle ki; haritada Güney Kutbu'na yer verilmişti. Hâlbuki buranın keşfi, haritanın çizilmesinden 3 asır sonra gerçekleşmişti. Dahası, bu harita, kıtanın buz altında kalmış sahil kesimlerini de gösteriyordu. Haritanın çizilmesinden tam 6 bin yıl önce eridiği tespit edilen bu buzulların varlığını Piri Reis nerden biliyordu? Bilimsel gerçeklere göre Reis'in bu haritayı çizmesi mümkün görünmüyordu. Piri Peki nasıl olmuştu da çizebilmişti? Bu konuda birçok teori ortaya atıldı. Hatta Piri Reis'in cinlerden yardım aldığını iddia edenler bile oldu. Sırrı ne idi acaba? Piri Reis nasıl bir gizli ilme sahipti?


Önce Piri Reis'le ilgili kayda geçen bilgileri gözden geçirelim.

Tarihi kaynaklara göre Piri Reis, 1465'te doğdu. Kimine göre doğum yeri Karaman, kimine göre Gelibolu'dur. Bu konuda kesin bir bilgi yok. Ancak kesin olan bir şey var ki Piri Reis'in aile kökeni Karaman'a dayanmaktadır. Türk denizcilik tarihinin ilk ustalarından Karamanlı Kemal Reis'in yeğenidir. Piri Reis önce bu meşhur amcası sayesinde tanınır. Ancak daha sonra Amerika'yı gösteren dünya haritaları ve Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabıyla şöhreti amcasını geçer ve dünyaca tanınmış bir haritacı ve denizci olur.

En ünlü Osmanlı denizcisi ve kaptanı olarak tarihe geçen Piri Reis'in gerçek ismi Muhiddin'dir.

Piri Reis'in Karaman'dan dünya denizlerine uzanan hikayesi Fatih Sultan Mehmet zamanında başlar. Bu dönemde Karamanoğulları Beyliği Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılır. Beyliğin ileri gelenleri Fatih Sultan Mehmet'in emriyle İstanbul'a göç ettirilir. Aile İstanbul'dan Gelibolu'ya geçerek oraya yerleşir.


Karaman derelerinde başlayan yolculuk artık Akdeniz'de devam etmektedir. Piri Reis amcası Kemal Reis'in sayesinde gemi ve denizle tanışır. Ondan denizciliği öğrenir. 1481'de amcası ile Akdeniz'de korsanlık yapmaya başlar. 1491'den sonra Sicilya, Sardunya, Korsika adalarına ve Güney Fransa kıyılarına yapılan akınlarda başı çekerler.

1486 tarihinde Endülüs Emevi Devleti'nin son toprakları da Avrupalılar tarafından ele geçirildiğinde İspanya Müslümanları Osmanlı Devleti'nden yardım isterler. Osmanlı Devleti onları gemilerle Granadalı Müslümanları İspanya'dan Kuzey Afrika'ya taşımakla görevlendirir. 1487 - 1493 yılları arasında Avrupa'nın baskısından kaçan Müslümanları gemilerle Kuzey Afrika'ya taşırlar.

Piri Reis, Akdeniz'de yaptığı bu seyirler sırasında gördüğü yerleri ve başından geçenleri, sürekli not alır. Bu notlarını Kitab-ı Bahriye adı altında toplar. Bu notlar dünya denizciliğinin ilk kılavuz kitabı olma özelliğini taşıyan bir kitap haline dönüşür.


Piri Reis 1511'de çok sevdiği amcasını kaybeder. Denize küser. Uzun bir süre açık denizlere açılmaz ve Gelibolu'ya yerleşerek burada, 1513 tarihli ilk meşhur dünya haritasını çizer.

Piri Reis, Yavuz Sultan Selim'in işareti üzre, 1517'deki Mısır seferi ile tekrar denizlere döner. Çizdiği haritayı da sefer sonrası Yavuz Sultan Selim'e sunar.

Rivayetlere göre, Sultan kendisine hediye edilen bu dünya haritasına bakmış ve 'Dünya ne kadar küçük...' demiştir.

Yine tarihçilere göre Sultan bu haritayı doğu ve batı diye ikiye bölmüş. Vezirlerine bu parçaları göstererek 'Biz bu küçük dünyanın doğu tarafını elimizde tutacağız.' demiştir... Bu haritanın doğu parçası henüz bulunabilmiş değil. Kimi tarihçilere göre Sultan, Hint Okyanusu'nun ve Baharat yolunun kontrolünü ele geçirmek için tasarladığı seferde kullanılmak üzere bu parçayı saklamıştır.


Mısır seferi sonrası Gelibolu'ya dönen Piri Reis, yazdığı denizcilik notlarını, 1521'de, Kitab-ı Bahriye isimli meşhur kitabında bir araya getirir.

Kitab-ı Bahriye, Akdeniz kıyılarına ait ayrıntılı bir deniz kılavuzudur. Kitap, denizcilere Akdeniz hakkında tafsilatlı bilgi verir. Kıyılar, adalar, geçitler, boğazlar, körfezler, fırtına ve korunma yolları, sığınılacak limanlar, kesin rotalar ve daha bir çok konuda denizcilere rehber olur. Bu eser; Anadolu sahillerinin özelliklerine, asırlar öncesinden adım adım ışık tutan değerli bir coğrafya kitabı olarak bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.

Kitabın suretleri İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda mevcut olduğu gibi, kopyaları Paris ve Londra gibi çeşitli Avrupa kenti kütüphanelerinde sergilenmektedir.

Mısır seferi sonrası yıldızı daha da parlayan Piri Reis, Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki ikinci Mısır seferinde ise büyük bir talihsizlik ile karşı karşıya kalır. 1552'de çıktığı ikinci Mısır seferinin sonunda hapsedilir. Komutasındaki donanmayı emir ve izin dışı, Basra'da bırakıp, ganimet yüklü üç gemi ile Mısır'a dönmekle suçlanır. Halbuki askerlerinin istirahatı, donanmanın bakım ve tamiri gerektiği için böyle bir karar almıştır. Ne hazindir ki; politik hırs ve çatışmalara kurban gider.

1554'te, Mısır Beylerbeyi Mehmet Paşa tarafından, hizmette kusur ettiği gerekçesiyle Kahire'de idam edilir. İdam sehpasında, ömrünün çoğunu geçirdiği denize doğru son kez bakar. O sırada yaşı 80'dir.

Geride dünya harikası sayılabilecek iki dünya haritası ve çağdaş denizciliğin ilk önemli yapıtlarından olan Kitab-ı Bahriye isimli değerli eserini bırakır.


Piri Reis Haritası, Amerika kıtasını gösteren en eski haritalardan biri olarak dünyaca ilgi görmüştür. Öyle ki haritayı ona uzaylıların çizdirdiğini iddia eden Erich von Daniken gibi şarlatanlar bile çıkmıştır. Batılı düşünür Charles Hapgood da, Piri Reis'in kullandığı haritanın, dünyanın on bin yıl önceki bir dönemine göre çizildiğini öne sürmüş ve şüphelerini Antarktika olarak yorumladığı kara parçasının haritada buzlu görünmemesi ve Sahra çölünde göllerin görünmesi, oysa bunların binlerce yıl önceki iklim değişikliği öncesine ait olduğunu izah ederek desteklemiştir.

 

Oysa Pîrî Reis'in, bilim çevrelerince hayret uyandıran eserlerinin sırrı şudur: Piri Reis dâhi bir gözlemci ve araştırmacıdır. Gezip gördüklerini not almış, tutsak ettiği İspanyol ve Portekizli denizcilerin bilgilerine başvurmuş, ele geçirdiği tarihi harita ve broşürleri kayda geçmiştir. Bunların arasında Büyük İskender zamanına ait olduğu düşünülen haritalar, Ceneviz kaynaklı haritalar ve Kristof Kolomb'un haritaları da vardır. Kitabı ve haritaları bu birikim gözlemlerinin sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu da onun haritalarını zaman boyutlu yapmıştır.

Bu eserler sadece ve sadece aşırı titiz bir denizcilik istihbarat çalışmasının ürünüdür.

PİRİ REİS'in, Uğruna savaştığı engin denizlerin derinliklerinde, yosunların örttüğü, deniz yıldızlarının süslediği, sadece balıkların bildiği, silinmeyen imzasının anısına

27/11/2006

EVLAD-I FATİHAN ---KONYARLAR---

KONYAR'LAR ((alıntı))

EVLAD-I FATİHAN

SELÂNİK MUHACİRLERİ - KONYAR-LAR
Selânik Halkının kökeninin Konya - Karaman olduğuna dair elimizdeki pek çok belge ve bilgi içerisinde Araştırmacı - Yazar Selçuk EREZ-in yazdığı -Makriköy-e Dönüş- adlı eser de vardır. Selçuk EREZ kitabında; kendisinin dedesi İsmail Hakkı Paşa-nın dedesi Abdi Efendi, av sırasında yanlışlıkla birini vurması üzerine, babasının isteği üzerine ailesinden ayrılarak İstanbul Makriköy-e yerleşiyor. Abdi Efendi-nin oğlu Mustafa Efendi, onun oğlu İsmail Hakkı Paşa. İşte Selçuk Erez-in dede ve babaannesi üzerine yazdığı bu anı kitap, onların hikayelerini anlatıyor.
Selçuk Erez-in kitabında gördüğümüz ilgi çekici yan , İsmail Hakkı Paşa-nın, Tuna kıyısında Sarıgöl-e nereden geldiklerine dair söylediklerinde bulunuyor: -İsmail Bey, Sarıgöl-de dedelerinin -Konyar- olarak anıldığını biliyor. Fatih-in Karaman Beyliği-ni topraklarına kattıktan sonra, Konya-dan pek çok asker ailesini hem Osmanlı-ya kafa tutanları cezalandırmak hem de Balkanlar-daki Türk nüfusunu arttırmak için Osmanlı topraklarına katılan Balkan bölgelerine göndermiş olduğunu söyledi. -
Konyarlar, çeşitli kaynaklarda,Atatürk-ün hem anne tarafından hem de baba tarafından, en uzağa götürülenlere ait olduğu soyu olarak ifade ediliyor. Bu durumda Selçuk Erez ile Atatürk akraba oluyorlar. Bu konuyu biraz daha ayrıntılı olarak irdelemeye çalışacağız.
Selânik-teki halkın menşei sadece bizim Muhacir olarak o memleketten gelmiş olmamız sebebiyle ilgimizi çekmedi. Yeni Türk Devleti-nin yani Türkiye Cumhuriyeti-nin kurucusu büyük lider, büyük asker ve büyük Türk Milliyetçisi Mustafa Kemal ATATÜRK- ün de Selanikli olması; bizi bu konuyu araştırmaya daha çok itti. Yalnız araştırdıkça karşımıza bizimle ilgili ama bizi bile şaşırtan ilginç bilgilere rastladık. Bunların içinde en önemlisi Mustafa Kemal ATATÜRK-ÜN soyunun şu anda bizimde soyadı olarak kullandığımız -KONYAR- lardan gelmesi.


ATATÜRK-ÜN SOYU: -KONYARLAR-
A. KONYARLARIN RUMELİ-DEKİ VARLIKLARI

Mustafa Kemal Atatürk-ün anne soyu da Anadolu-dan gelerek Rumeli-ye iskan edilen Yörük veya Türkmenlere dayanmaktadır. Anne tarafından dedesi Vodina Sancağı-na bağlı -Sarıgöl- de denilen -Kayalardan göçerek Selanik yakınlarındaki -Lankaza-ya yerleşen, Sofu-zade (Sofi-zade) Feyzullah Ağa-dır. Yerleştikleri -Sarıgöl- bölgesi, -Sofular- lakabı ve ailedeki hatıraların gösterdiği üzere, Atatürk-ün anne soyu Konya Karaman-dan Rumeli-ye gelen ve bundan dolayı da -Konyarlar- şeklinde Rumeli-deki diğer Yörük gruplarından farklı olarak bu adla anılan Yörüklerdendir.

Yukarıda kısaca belirttiğimiz gibi, Orta Çağın ikinci kısmında Balkan Yarımadası-na çeşitli dalgalar halinde gelerek, Bizans İmparatorluğu tarafından burada yerleştirilen birçok Türk unsuru vardır. X. asırdan itibaren Peçenekler, Oğuzlar, Kumanlar kuzey yoluyla, Tuna-dan geçerek, çeşitli tarihlerde gelmiş ve çeşitli yerlere iskan edilmişlerdir. IX. yüzyılda bile, Bizans kaynaklarında -Vardarlı Türkler- olarak zikredilen bazı Türk gruplarının Selanik civarında yerleştikleri vakidir. Bizans kaynağı -Anna Commene-nin Ohri civarında yerleştiklerinden bahsettiği Türkleri, Lejean (1861), 1065 tarihine doğru Makedonya-ya iskan edilen Oğuzlarla ilişkili görünmektedir. Oğuzların bu yerleşmeleri -Attaliates-e atfen Prof. Dr. Akdes Nimet Kurat tarafından da teyit edilmektedir.

Anadolu-dan Yarımada-ya geçip yerleşen ilk Türk grubu olmak üzere Türkiye Selçukluların merkezi Konya-ya mensup olmalarından dolayı bu suretle ad alan -Konyarlar- gösterilmektedir. XIX. yüzyılda veya XX. yüzyılın başlarında-Rumeli-yi gezen ve buradaki Türklerle bizzat görüşerek onların hatıralarını toplayan veya buradaki Türk varlığı hakkında eser yazan Batılı seyyahlar ile bilim adamları, G. Lejean (1861), Gervinus (1851), Jirecek (1891), G. F. Hertzberg (1878), A. Tuma (1888), Cijic (1908), Frachet d-Esperj (1911), İvanof (1918), E. Max, Hoppe (1934), A. Bou (1899), Oberhummer (1917) ve nihayet -Konyarlar- hakkında ayrı ve oldukça ayrıntılı bir araştırma yapan Hr. P. Traeger (1905) -Konyarlar- hakkında önemli bilgiler vermektedirler.

Bu konuda bilgi veren bütün bu eser sahiplerinin hepsi, Konyarlar-ı bazen -Yörükler- ve -Evlad-ı Fatihan-la karıştırmakla birlikte; Konya-dan gelerek Rumeli-ye yerleşmiş veya yerleştirilmiş göstermektedirler. Fakat, bunların geliş tarihi ve geliş şekilleri konusunda farklı bilgiler vermektedirler. Bütün bu görüşleri tenkitli bir şekilde karşılaştıran Prof. Dr. Tayyib Gökbilgin, Konyarlar-ın Rumeli-ye geliş ve yerleşmeleri ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yapmaktadır: -Sonuncu ve nispeten kabule şayan ihtimal bunların 11. Murad fakat bilhassa Fatih zamanlarında, Karamanoğulları ile mücadeleler sırasında ve bundan sonra, Karaman, Konya ve Ankara civarından Türk aşiretlerinin bu mıntıkalara iskan edildiğidir. O civarın etnik bakımdan yabancı halkına, menşeleri dolayısıyla, bu suret-i tesmiyevi verdirmiş ve bu ad komşuları arasında yaşamış, kendilerinde ise, menşeleri hakkında bir malumat, şıfahf bir anane halinde devam edip gelmiştir... -

Konyarlar-ın en mütekasif (yoğun) bir halde bulundukları yer Teselya-da Kozan ve bunun kuzeyinde -Sarıgöl- de denilen -Kayalar- ve Selanik-in kuzeydoğusu idi. Sonraları daha kuzeye de yayılmışlardır. Sayı olarak diğer Yörük gruplarından daha az oldukları, yarı -konargöçer- bir hayat yaşadıkları, mübadele (alış veriş) merkezlerinin daha çok Yanya olduğu ve halılarının özel şeklinden dolayı (-Konyaren Figüren-) bütün yörede meşhur olduğu bütün seyyahlar tarafından belirtilmektedir. Ayrıca, Konyarların daha demokratik bir halde yaşadıkları, neşeli ve hareketli kimseler oldukları da bunlar tarafından tespit edilmiştir.

Atatürk-ün soyu ile ilgili bir çalışma yaparak, amcası Kızıl Hafız Mehmet Emin Efendinin soyundan gelenlerin ellerindeki bazı belgeleri yayınlayan Burhan Göksel, Konyarlar-ın, Konya Karamandan Fatih Sultan Mehmet döneminde 1466 yılında Karamanoğulları ortadan kaldırıldıktan sonra Rumeli -ye göçürülerek, iskan edildiklerini belirtmektedir.

Osmanlı Devleti-nin Rumeli-deki Yörüklerle ilgili örgütlenmesi içinde kendileri için ayrı isimle bir sayı (tahrir) defteri bulunmayan Konyarlar, yerleştikleri bölgelerde, başlangıçta özellikle -Kocacık- ve -Selanik Yörükleri- içinde, sonradan da -Vodina- ve -Sarıgöller (Kayalar) Bölgesi- Yörükleri içinde -Evlad-ı Fatihan- olarak kaydedilmişlerdir.

B. KONYAR OLARAK ZÜBEYDE HANIM-IN AİLESİ

Mustafa Kemal-in anne soyundan dedesi Sofu-zade Feyzullah Efendi-dir. Selanik-e bir saat mesafede bulunan Langaza-da çiftlik sahibi idi. Atatürk-ün ve Makbule Hanımın çocukluk anılarında bahsettikleri çiftlik burasıdır. Annesi Zübeyde Hanım, Feyzullah Efendi-nin üçüncü eşi Ayşe Hanımdan olan tek kızı idi. Atatürk-ün beş kardeşi içinde en uzun ömürlüsü olan Makbule Hanım (1885-1956) anne soyları hakkında, - sık sık şunları dinlemişimdir- diyerek şu bilgileri vermektedir: -Bizim esas soyumuz Yörük-tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz. Büyük babam Feyzullah Efendinin büyük amcası Konya -ya gitmiş, Mevlevi dergahına girmiş orada kalmış. Yörüklüğü tutmuş olacak...

Mustafa Kemal Atatürk-ün annesi Zübeyde Hanım-ın babası hakkında, Atatürk-ün babası Ali Rıza Efendiyi ve babası Kızıl Hafız Ahmet Beyi de tanıyan ve doksan yaşında vefat eden Aydın Milletvekili Tahsin San, şu bilgileri vermiştir: -Atatürk-ün validesi Zübeyde Hanım, Sofu-zade ailesinden Feyzullah Ağanın kızıdır. Bunlar Selanik-te doğmuşlardır. Bu aile bundan 130 sene evvel Sarıgöl -den Selanik -e gelmişlerdir. Vodina kazasının batısında Sarıgöl nahiyesinde on altı köyden ibaret olan bu nahiye ailesi, Makedonya ve Teselya -nın fethinden sonra Konya civarı ahalisinden Osmanlı Hükümeti -nin sevk ve iskan ettirdiği Türkmenlerdendir. Son zamanlara kadar beş asır müddet içinde hayat tarzlarını, kılık-kıyafetlerini değiştirmemişlerdi.

Bu konuda Lord Kinross, kaynak göstermeden şu bilgileri vermektedir: -Zübeyde Hanım, Bulgar sınırının ötesinde/d Slavlar kadar sarışındı; düzgün beyaz bir teni, derin ama berrak, açık mavi gözleri vardı. Ailesi Selanik-in batısında Arnavutluk-a doğru, sert ve çıplak dağların geniş, donuk sulara gömüldüğü göller bölgesinden geliyordu. Burası Türklerin Makedonya -yı ve Teselyayı almalarından sonra Anadolu -nun göbeğinden gelen köylülerin yerleştikleri yerdi. Bu yüzden Zübeyde Hanım, damarlarındaki ilk göçebe Türk kabilelerinin torunları olan ve Toros dağlarında Özgür yaşayışlarını sürdüren sarışın Yörüklerin kanını taşıdığını düşünmekten hoşlanırdı.-


..................