--> MUHACİRİN SİTESİ"Bütün hakları saklıdır.İktibas edilen yazılar,resimler ve kopyalar uyarıldığında derhal silinir. Düzenleyen:M.H.



Bugün:
Ana Sayfa || E-Mail
>

***Balkan suyu içmişler***

SELAM OLSUN ECDADIMIN DOĞDUĞU TOPRAKLARA...GEÇMİŞİNİ BİLMEYEN ,GELECEĞİNİ BİLEMEZ. Bizlerde atalarimiz Rumeli Turklerini daha iyi tanimak icin çıktığımız yolculukta sizleri de yanimizda gormekten mutlu olacağız... M.H.

« Önceki |

11/5/2009

güzel cümleler

 “BAYLAR, BELKİ BEN SİZLER GİBİ ASİL BİR AİLEDEN GELMİYORUM.. AMA BEN ASİL BİR MİLLETE MENBUSBUM.”
 Türk İmparatoru Attila
*******************
 SÜT SÜZE,
SÜZGEÇ YOK Kİ SÜT SÜZE,
DAVA KALMIŞ,
ÜÇ-BEŞ TANE SÜTSÜZE
**************

11/5/2009

Tüm anneler için.

27/4/2009

Kafirleri dost olarak görenlere ithaf olunur.. Allah Hidayete er

From: yukselenyildiz_93@hotmail.com
Subject: -Müslüman Kemiklerinden kilise
Date: Sun, 26 Apr 2009 23:36:24 +0000

                                                            
 
                                                        Çek cumhuriyetinin sedelik şehrinde çok enteresan bir kilise var

Kilise ne tahtadan ne betondan ne de demirden...

MÜSLÜMAN kemiklerinden...

 

1218'de dönemin papası haçlı savaşlarında öldürülen müslümanları gurur ve övünme aracı olarak getirtmiş ve bunların kemiklerinden kilise yaptırılmasını emretmiş.

 

40.000 müslümanın kemikleri toplanarak da emir yerine getirilmiş

 

Müslümanlara terörist diyen 'haçlı zihniyetinin' terörünü göstermek için bir bakın

 

  

 

 


  




14/4/2009

“MÜSLÜMAN’A HARAM” ÇEŞMESİ

“MÜSLÜMAN’A HARAM” ÇEŞMESİ

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş: “Her kula helâl, Müslüman’a haram!..
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye...
Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu
Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..
” diye çıkışmışlar adama.
Adam:
- “Müsaade buyurun, sebebi vardır, lâkin isbat ister, delil şarttır…
dedikçe kadı kızmış:
- “Ne delili, ne isbatı?.. Sen fitne çıkardın, Müslüman ahâlinin huzûrunu kaçırdın, katlin vâciptir!” demiş.
Demiş ama, bir yandan da merak edermiş:
- “Nedir gerekçen?..” diye sormuş.
Adam:
- “Bir tek Sultan’a derim…”
diye cevap verince, ortalık yine karışmış. Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş... Padişah da sinirlenmiş ama, diğer yandan o da meraklanırmış:
- “De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki, hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helâl, Müslüman’a haram yazarsın?..”
Adam, başı önünde konuşur:
- “Delilim vardır, lâkin isbat ister.”
- “Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin?..”
- “O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultânım…”
- “Eeee?!..”
- “Sultânım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka-paça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…
Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Mûsevîler, “ne oluyor, bu ne zulüm?.. Bizim din adamımıza biz kefiliz, ne gerekirse söyleyin yapalım, o masûmdur, gerekirse kefâlet ödeyelim...
Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup getirmiş… Bir hafta dolunca, adam:
- “Sultânım, artık bırakmak zamanıdır” demiş.
Haham bırakılmış, azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler, hediyeler…
Az zaman geçmiş ki, adam:
- “Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultânım” demiş.
Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka-paça alınmış Pazar âyininden ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış. Mutlulukk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış, teşekkürler, şükranlar... Levantenler din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine...

Sultan:
- “Bitti mi?..” demiş adama.
- “Sultânım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır izninizle” demiş.
- “Şimdi nedir isteğin?..”

- “Efendim, pâyitahtımız Bursa’nın en sevilen, en sözü dinlenilen, itimad edilen âlimini alınız minberinden…”

Adamın dediğini yapmışlar, Ulucâmi imamını Cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka-paça götürmüşler...
Ve ne olmuş bilin bakalım?..
Bir Allah’ın kulu çıkıp da, “ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz?.. Hiç olmazsa va’zı bitene kadar bekleseydiniz”, gibi tek bir kelâm etmemiş, imamın peşinden giden, arayan-soran olmamış...
Geçmiş bir hafta, “nerde imam” diye gelen-giden yok!.. Aptal ve câhil bir imam tâyin edilmiş yerine, ne konuştuğunu kendi kulağı duymayan tam yobaz cinsinden biri… Halk hâlinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta derdest edilen koca âlim için:
- “Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…”
- “Kimbilir ne halt etti de tevkif edildi!..
- “Vah vaah!.. Acırım arkasında kıldığım namazlara…
- “Sorma, sorma...”
Padişah, kadı ve adam izliyorlarmış olup-bitenleri. Sonunda Padişah çeşmeyi yaptırana sormuş:
- “Eee, ne olacak şimdi?..
Adam:
- “Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helâllik almak lâzımdır hocadan.”
Haklısın” demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş:
- “Ey büyük Sultânım, siz irade buyurunuz lütfen, böyle Müslümanlara su helâl edilir mi?..”
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
- “Hava bile haram, hava bile!..” demiş...
 
H. İKBÂL

12/4/2009

TÜRK DÜNYASININ BAŞI SAĞOLSUN

TÜRK DÜNYASININ BAŞI SAĞOLSUN
Muhsin Yazıcıoğlu, Kosova'yı gönlüne basmış, Kosovalıların  gönüllerini kazanmış bir liderdi.

Kosovalılar,  bu günül adamını  yittirdiklerinde ne kadar çok sevdiklerini daha iyi anladılar.

Kosova'yı geçen yıl son ziyaretlerinde Kosova Türk Gazeteciler Derneği (KTG) üyeleriyle de görüşmüş, Kosovalı gazetecilerin çalışmalarını çabalarını takdir etmişti.

Bu fırsatla, Ankara'ya dönüşünde TBMM'ye, Kosova -Türkiye Parlamentolar Grupu'nun oluşturulmasını önereceğini  bildirmesi gazetecileri sevindirmişti.

Hem gazetecilerin haber yapmaları hem de Kosova ve Türkiye arasındaki ilişkilere yeni bir boyut kazandırmak açısından önemliydi bu açıklaması, Sayın  Muhsin Yazıcıoğlu'nun.

Türkiye'nin hayalindeki açılımına, Türk dünyasının yola çıkışına olan sevincini kaptırmaktan korkarcasına içinde gizliyordu, sanki.

İşte Türkiye'nin sınırlarını aşıp Kosova insanıyla da gönüldaş olmayı başarmış, siyasi kimliği ve özel yaşantısıyla her insanın takdirini kazanmış  Sayın Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilere Allah'tan rahmet diliyor, sevdiklerine ve sevenlerine  bağsağlığı diliyoruz.

Bu fırsatla mesleki vefa borcumuz olarak IHA muhabiri İsmail Güneş'i de bu acı kazada kaybetmekten duyduğumuz üzüntüyü dile getirirken, yakınlarına ve Türk basın dünyasına başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz.

11/4/2009

Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum

Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum

Şehirlere sığmadın sen, şehirler basmadı seni bağrına, sen özgür dağlara koştun.

Şimdi melekler kar serpiyor, yiğit yüzüne.

Gülen yüzüne…

Hüzünlü yüzüne…

Aman Allah’ım! Neler görüyor gözlerim.

Karlar kızarıyor.

Göklerden güller yağıyor.

Yiğit gülüyor…

Yiğit gülümsüyor…

Bir yiğit düşüyor hayalime.

Bir eliyle kamçıyla dizgini tutmuş, diğer eliyle bizi selamlıyor.

Karlı dumanlı dağlara doğru sürüyor atını.

“Hoşça kalın, ben gidiyorum” der gibi.

Nice kızgın çöller geçen, karlı dağları aşan at, son yokuşta tökezliyor.

At yorgun, yiğit yorgun yıkılıyorlar karlı bir dağın yamacına.

Gün dökülüyor geceye…

Yiğit, karları bir yorgan gibi çekiyor üzerine.

Yiğit üşüyor.

Yiğitler üşüyor…

Rüzgâr, boşanmış kurt sürüleri gibi uluyor tepelerde…

Rüzgâr, vahşi çığlıklar atıyor gecenin karanlığında.

Karlar bozguna uğramış ordular gibi savruluyor.

Bir yiğit yatıyor dağın yamacında.

Bir türbedar gibi duruyorum başucunda;

“Yiğidim hele anlatıver olup biteni, sen dertli vatan dertli oturup ağlayalım” diyorum.

Ses vermiyor…

“Ses ver yiğidim! Yoksa beni duymuyor musun? Kalkıp geleceğin ümidiyle yaşıyorum.”

Bak, ben uzaklardan, çok uzaklardan geliyorum.

Belarus’tan, geliyorum.

Belarus’ta bile senin için ağlayanlar var. Senin sevdana gönül verenler var.

Hani, hatırlıyor musun daha iki yıl önceydi. Türkçe Olimpiyatlarında “memleketim” şarkısıyla Türkiye’yi ayağa kaldıran bir kızımız vardı.

Kseniya juk…

Dünyanın dört bir yanından Anadolu türküleri yağmıştı o gece üzerimize.

Kseniye yine dün gece memleketi Belerus’ta “memleketim” türküsünü söyledi.

O söylerken ben gecenin koynunda karlı dağlarda üşüyen seni düşündüm.

O söyledi ben ağladım.

Bu sene olimpiyatlarda Belerus’u temsil edecek kızımız geldi sahneye o da; “veda busesi”ni söyledi.

Veda…

Baktım alperenlerin hepsi ağlıyordu.

Anladım…

O an, hepsi seni düşünüyordu.

Hepsi üşüyordu.

YER TİTREDİ, İÇİMİZ TİTREDİ

Senin sevdandı bunlar. Senin hayalindi bu çocuklar. Dünyanın dört bir yanından gelen rengârenk çocukların Türkçe okuduğu şarkılarla içinde bir coşku kabarıyor, Türkçe dünya dili olma yolunda, diyordun.

Gecenin sonunda, zeybek kıyafetleriyle geldi sahneye alperenlerin.

Bir,”Hey!” çektiler ki değme gitsin.

Mutlaka duymuşsundur.

El çırptılar, eğildiler, sonra dizlerini yere vurdular.

Yer titredi,

Belarus titredi.

İçimiz titredi.

Dudaklarımız titredi.

Belarus’ta soğuk bir seher vakti…

Karlı dumanlı dağlarda sen düştün hayalime.

Yine mağrur, yine mahzundun…

Vahşi uğultularla esiyordu rüzgâr. Karabulutlar kaplamıştı karlı dağları.

Gece ürperticiydi.

Dağlar bile korkudan bir birine sokuluyor, dağlar, senin yüreğindeki ışığa koşuyordu.

Korkuyla hiç tanışmadın sen.

Herkes sana derdini açtı ama sen, kimseye derdini açamadın.

Mahpushanedek i arkadaşlarınla, aranızda para toplayarak, Hakk’a yürüyen Halil ve Selçuk için cezaevi terzisine idam gömleği diktirmiştiniz.

Son yolculuğunuzda sizi karlı dumanlı dağlarda ölüme taşıyan kırmızı tabutunuzu, yine kendi aranızda topladığınız paralarla kiralamıştınız.

Derin Anadolu’nun çığlığı idin.

Herkes sevdi senin sesini…

Anadolu sevdi yiğit yüzünü.

Türünün son örneğiydin.

“Millete yöneltilen silaha selam durmam” derdin…

Zor anlarda, dava arkadaşlarına; “dağılmayın, dik durun, arkadaşlarınızı vermeyin, geldiğimiz gibi gideceğiz” diye haykırırdın.

Sonunda, dik durmanın sembolü dağlara vurdun kendini.

“Dağlar anlar beni, bana dağları verin, ey dağlar! Beni bırakmayın, ben bu mor dağların maralıyım, bana sizin bağrınızda ölmek yaraşır” dedin.

Ey bozkırların kavruk delikanlısı;

Sen hep yiğit kaldın.

Hep Anadolu…

Hep davanı öne aldın…

Şimdi, “Gitti gelmez bahar yeli… Şarkılar yarıda kaldı”

Yaşlı ve yorgun anamız ve acılı eşin, uğrunda can verdiğin bayrağa sarılı tabutunun peşinden yürürken hayatlarının en zor adımları atıyor, en zor anlarını yürüyorlardı.

LİDERLERİN ÖLÜMÜ…

Oğlun Furkan milyonlarca kalabalığın arasında senin fotoğrafını taşırken, dağları kucaklasa o kadar ağır gelmezdi. Kızın Firuze İstiklal Marşımızın yazıldığı Taceddin dergahında; sen nazlı bayrağın gölgesinde gömülürken “ne olur sükun içinde olalım. Bu gün bizim en güzel günümüz olsun” derken ömrünün en zor konuşmasını yapıyordu.

Sen hafif bir rüzgar gibi süzülüyordun sonsuzluğa…

Anadolu’nun dört bir yanından, Balkanlardan, Orta Asya’dan getirilen topraklar dökülüyordu üzerine.

Sen Kızın Firuze’nin sessiz çığlığını dinliyordun;

“Babacığım! Servise geç kaldığımızda okula bizi kim götürecek, sahurda tatlı uykulardan uyanamadığımızda kim başucumuza yemek getirecek, kim bize melemen yapacak?

Ne olur? Geri gel babacığım, gül babacığım, ceketi bile gül kokan babacığım!

Merhametli babacığım, karanlık, daracık hücrelerde bile kin değil yüreğinde sevgi büyüten babacığım.

Milyonlarca sevenin, geri gelmen için sana dua ettiler soğuk gecelerde.

Ne olur geri gel babacığım!”

Biliyorum sen Firuze’nin çığlıklarını duyuyordun.

Acı acı gülümsüyordun.

Hey gidi Koca Reis…

GÜNEŞLERE DOYACAKSIN

Herkes sana gel çağrısı yapsa da, sen geri gelmedin.

“Gönlünü çekse de yarin hayali, artık aşmaya gücün yetmedi cibali…”

Dağları aşamayan, dağlarda kalan yiğit…

Sen…

Mamak Mapusanesi’nin daracık karanlık hücrelerinin ömrünü içtiği yiğit.

Sen…

Yıllarca, kırlarda güneşle kol kola gezemeyen, yarpuzlar arasında kendisini bırakıp, mis gibi nane kokuları arasında ruhunu dinleyemeyen yiğit.

Uzanıvermek için hep bir çeşme başı arayıp duran yiğit.

Hz Yusuf gibi, yedi yıl hiç baharın gelişini, güneşin doğuşunu göremedin.

Karanlık hücrelerde gözlerim bozulmasın, diye yeşil maydanoz siparişi verip, saatlerce o bir tutam yeşile bakıp durdun.

Baharla birlikte mor sümbüllü dağlarda, yeşilliklerde yaşayacaksın; pencerelerin hiç kapanmayacak ve güneşlere doyacaksın.

Şehirlere sığmadın sen, şehirler basmadı seni bağrına, sen özgür dağlara koştun.

Şimdi melekler kar serpiyor, yiğit yüzüne.

Gülen yüzüne…

Hüzünlü yüzüne…

Aman Allah’ım! Neler görüyor gözlerim.

Karlar kızarıyor.

Göklerden güller yağıyor.

Yiğit gülüyor…

Yiğit gülümsüyor…

Anası geliyor gözlerinin önüne.

Yaşlı anası…

Yaşlı gözlerle, “Muhsin’im, yavrum, yiğidim” diye feryat ediyor.

Uzun hava ağıt yükseliyor, karlı- dumanlı dağlarda.

“Ağlama ana ağlama ben iyiyim.

Bak güller yağıyor üzerime, yaşarken yağmamıştı bu güller.

Hasrettim ben bu güllere.”

“Sen üşüyorsun oğlum”

“Üşümüyorum anacığım, artık üşümüyorum, ben Mamak mapusanesi’nde üşüyeceğim kadar üşüdüm.

Kış gecelerinde hücremdeki soğuk betonlarda üşüdüm.

Şimdi üşümüyorum anacığım.”

“Senin üşüdüğünü sanıp bütün Anadolu üşüyor oğlum. Herkes yollarda herkes dağlarda seni arıyor. Kalk, kalk! Gidelim oğlum”

“Sen git anacığım! Ben artık hep buralardayım… Biliyor musun şehirler basmadı beni bağrına, bu dağlar aldı beni kollarına.

Ben artık bu dağlardan kopamam. Ben bu dağların nazlı maralıyım. Benim baharım da yazım da bu dağlarda artık. Ben aradığımı bu dağlarda buldum. Bu dağlarda kabul oldu dualarım. Bu dağlarda dualar gibi yükseldi ümitlerim.

Mamak Mapusanesinde ne kadar da yalvarmıştım, “Ey Sonsuzluğun Sahibi, sana ulaşmak istiyorum!” diye.

“Küçücük penceremi kapatıyorlardı da ben ‘durun kapatmayın penceremi, kapatmayın güneşimi, beton çok soğuk, üşüyorum’ demiştim.

Ama şimdi üşümüyorum anacığım. Yıllarca daracık hücrede güneşimi göstermediler bana, günlerce siyah bir bezle bağladılar gözümü, senin sıcaklığından ayrı kaldım yıllarca, ben o zaman üşüdüm anacığım. Şimdi senin sıcaklığın var içimde, içim huzur dolu, sonsuzluğun sahibine gidiyorum.

Üzülmeyesin diye sana o zaman diyememiştim anacığım;

Mamak Mapusanesinde beni çırıl çıplak soyarak başlıyorlardı işkencelere.

Yirmi altı gün hiç gözüm açılmadan sorguda kaldım.

Kaç defa falakaların altında acıdan bayıldım. Başımdan ayaklarımdan cerahatler akıyordu. Derim defalarca kavladı.

O günlerde kimse bizi aramadı.

Ben ölümlerin arasından çıkıp gelmiştim sana anacığım.

Hele bir gün…

Yine çırıl çıplak soydular, anladılar benim öyle daha çok işkence çektiğimi. Kalaslara kollarımı bağladılar, çarmıha gerip tavana astılar, altımdan sandalyeyi tekmeleyip havada sallandırdılar, parmaklarımdan, uzuvlarımdan elektrik verdiler, bedenim ateşlerde yanarken ruhum Keş Dağlarında tipiye tutulmuş gibi üşüyordu. Hayallerim üşüyordu, ben o zaman üşüdüm anacığım.

Şimdi bir coşku var içimde , bu gün kıpır kıpır uzak, çok uzak bir yerleri özlüyorum, gözlerim parke parke taş duvarlarda değil artık, gözlerim hazansız baharlarda, bak güller yağıyor üzerime.

Çok özlediğim güller…

Davamın sembolü güller, gönlümün çiçeği güller.

Çok demiştim ‘bana güllerimi verin, güller anlar beni’ diye ama bir türlü sevdamın sembolü güllerime kavuşamadım.

Ben hep böyle bir gün de ölmeyi düşlemiştim anacığım.

Mamak mapusanesinde hücresinde geceler boyunca idam edileceği günü bekleyen yiğit Halil’e;

‘Nasıl bir gecede ölmek istersin’ diye sormuştuk da,

‘Yağmurlu bir gecede’ demişti.

Bir Haziran gecesi Selçuk’la birlikte idam edilirken şakır şakır yağmur yağmıştı.

Ben de o gün böyle bir ölümü arzulamıştım.

Siz peygamber çiçekleri toplarken ben ülkemin bu karlı dağlarına uzanmak istiyordum.

Hayalim gerçekleşti anacığım. Bak, melekler ellerinde billur kaselerle dibimizdeki çeşmeden su veriyorlar, ben artık hiç susamayacağım anacığım!

Hiç…”

“Yavrum Muhsin’im! Sevdanı sana verdiler, Sivas’ı sana verdiler.

Senin 2187 no’lu sandığının üzerine bir de gül koydular.

Çok sevdiğin gülü.

Haydi! Gel, gidelim artık.”

“Geç kaldılar anacığım! Geç, çok geç…

Şimdi ben artık güvercinler ülkesindeyim. Burada ruhumu dinlemek istiyorum.

Ruhumu.

Hayat rüyamın billuru çatladı artık, gözlerimde öteler tülleniyor.

Artık “ne hicranlı akşam, ne ağlayan hazan”, ben uzak çok uzak yerleri özlüyorum. Bak anacığım bak! Gök kapıları açılıyor, altın saçlı bahar beni çağırıyor.

Hafif bir rüzgar gibi süzülmek istiyorum, Sonsuzluğun Sahibine.

İçim de huzur dolu …

Bir zamanlar şevkle koştuğum bu sevdalı tepelerin ardında, ötelerin ağaran şafaklarını görüyorum.”

AH ANACIĞIM!

“Ey oğul! Yaşlı ananın yüreğine cüsseleri kadar acılar bıraktı bu karlı dağlar, anan nasıl dayanır bu acıya?”

“Anacığım sen bilmez misin yiğidin anasının derdi de yüreği de büyük olur. Hatırlıyor musun anacığım . Biz babamla güneşin bağrında tarlalarda ekin biçerdik. Ben onları kağnı ile harman yerine taşırdım. Kağnının bağırtısından dağlar taşlar inlerdi. Kış geldiğinde, köyün çocuklarıyla, ellerimizde birer tezek ve odunla medreseye giderdik. Sobayı yakar , duvarın dibine sıralanırdık. Ben her zaman sıranın en sonuna oturur, okuma sırası bana gelinceye kadar dersimi ezberlerdim. Ve hep yanlışsız okurdum da Bekir Hoca; “şuncaz çocuk biliyor, siz bilmiyorsunuz “derdi. Ben hep o günleri özledim anacığım.

O günlerimi…

Sonra sen, büyük şehirlere yolladın beni anacığım.

Büyük şehirlere gittik ama bizi, birbirimize düşürdüler; kardeşi kardeşe vurdurdular.

Dövüşmek istemedik ama bizi dövüştürdüler. Beş bin vatan evladı yok yere öldü. Kim, niçin ölüyordu? Neden öldürüyordu, hiç bilmiyorduk.

Koskoca Anadolu’ya sığmayan bizler, daracık hücrelere sığdık, dışarıda birbirimizi öldüren, yaralayan bizler içerde bir birimizin yaralarını sardık.

Ben, beni öldürmek isteyenlere bile yapılan işkencelere dayanamadım.

Bir gün ‘Yeter artık hepimiz aynı vatanın evlatlarıyız, yetti be!’ diyerek isyan ettim.Ah anacığım ah!

Beş bin ananın yüreğine ateş düştü o zaman, benim de yüreğim yandı anacığım.

Yüreğimin yangınlarıyla yürüdüm yarınları.

Onun için şimdi üşümüyorum anacığım, ben öyle yandım, öyle üşüdüm ki, artık yüreğimde ne yangına ne de soğuğa yer kalmadı.

Ha, bir de ben daha çocukken, köyde kar yağdığında elimde tahta sıyırgıyla damda biriken karları kürerdim.

Anacığım şu sıcak ellerinle üzerimdeki karları bir sıyırsana.

Son bir kere daha bakayım Anadolu gibi ışıldayan yüzüne.

Ben gidiyorum anacığım çok uzak bir yerlere gidiyorum.

Bir coşku var içimde bu gün kıpır kıpır.

Huzur dolu içimde.

Zikre dalmış her şey.

Güne gülümsüyor papatyalar

Bahara ulaşıyor ülkem.

Bahara…

‘Ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum.’

Sana…”

Harun Tokmak






9/4/2009

Çanakkale Şehitlerine

Çanakkale Şehitlerine









Dur Yolcu!!

Bilmeden gelip bastığın Bu toprak bir devrin battığı yerdir


Eğil de kulak ver, bu sakit yığın Bir vatan kalbinin attığı yerdir


Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda Gördüğün bu tümsek,


Anadolu'ndaİstiklal uğrunda, namus yolunda


Can veren Mehmed'in yattığı yerdir


Bu tümsek, koparken büyük zelzele


Son vatan cüz'ü de geçerken ele


Mehmed'in düşmanı boğduğu sele


Mübarek kanını kattığı yerdir


Düşün ki, haşr olan kan, kemik, etin


Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin


Bir harbin sonunda bütün milletin


Hürriyet zevkini tattığı yerdir


Necmettin Halil Onan







Aldırma


Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem,


Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.


Bir ecdadıma saldırdı mı, hatta boğarım...


-Boğamazsın ki !-Hiç olmazsa yanımdan kovarım !


Üç buçuk soysuzun ardında zagarlık yapamam,


Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.


Doğduğumdan beridir aşığım istiklale.


Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lale.


Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum ?


Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum.


Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim.


Onu dindirmek için kamçı yerim, cifte yerim.


Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.


Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.


MEHMET AKIF ERSOY

25/12/2008

Günün sözü

Günün sözü (tekrar)

Suskunluğum asaletimdendir
Her lafa verilecek bir cevabım var,
Lakin;
Bir lafa bakarım laf mı diye,
Bir de söyleyene bakarım adam mı diye”

MEVLANA

19/12/2008

belki daha önce yayınlanmış olabilir ama hatırlamakta fayda var.

belki daha önce yayınlanmış olabilir ama hatırlamakta fayda var....

Şerefle bitirilmesi gereken en asil görev hayattır

Bir lokma ekmek için şerefini çiğnetmeye

Bir anlık eğlence için servetini tüketmeye

Bir zamanlık mevkii için el-ayak öpmeye

İnsanları ezip geçmeye

Günlük menfaatler için onurunu terk etmeye

Bir kısım insanlara kızıp tüm insanlara

Düşman olmaya değmez bu hayat.

Niceleri geldi neler istediler

Sonunda dünyayı bırakıp gittiler

Sen;hiç gitmeyecek gibisin değil mi?

O gidenlerde hep senin gibiydiler

Bu dünya kimseye kalmaz bilesin

Ergeç kuyusunu kazar herkesin

Tut ki Nuh kadar yaşadın zor bela

Sonunda yok olacak sen değil misin?

Ömer Hayyam

Söylediklerinize dikkat edin düşüncelere dönüşür

Düşüncelerinize dikkat edin duygularınıza dönüşür

Duygularınıza dikkat edin davranışlarınıza dönüşür

Davranışlarınıza dikkat edin alışkanlıklarınıza dönüşür

Alışkanlıklarınıza dikkat edin değerlerinize dönüşür

Değerlerinize dikkat edin karakterinize dönüşür

Karakterinize dikkat edin kaderinize dönüşür

Mahatma Ghandi

Yarım somunun var mı ? Bir ufak da evin

Kimselerin kulu kölesi değil misin?

Kimsenin sırtından geçindiğinde yok ya?

Keyfine bak,en hoş dünyası olan sensin...

Ömer Hayyam

Saygılarımla,

Bülent AKÇA

19/12/2008

vatan

 

 

 

 

 

ext. Bild
spaces 

ext. Bild

 

    Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün meşhur ve az bilinen sözleri ve özdeyişleri.


"Asıl uğraşmaya mecbur olduğumuz şey, yüksek kültürde ve fazilette dünya birinciliğini tutmaktır."', '"Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır."', '"Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz."', '"Ben sporcunun çevik ve namuslusunu severim. Spor, ahlaktır."', '"Ben Türk gençliğinin spor yaparak güçlü olmasını isterim."', '"Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur."', '"Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir."', '"Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır."', '"Bilim ve fen nerede ise oradan alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız."', '"Bilim, gerçeği bilmektir."', '"Bir millet sanattan ve sanatkardan mahrumsa, tam bir hayata sahip olamaz."', '"Bir millet savaş alanlarında ne kadar zafer elde ederse etsin-, o zaferin sürekli sonuçlar vermesi ancak kültür ordusu ile mümkündür."', '"Bir millet, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla kaimdir."', '"Bir millet, zenginliğiyle değil, ahlak değeriyle ölçülür."', '"Bir millete hizmet eden onun efendisi olur."', '"Bir milletin ahlak değeri, o milletin yükselmesini sağlar."', '"Bir milletin kültür düzeyi üç safhada; devlet, düşünce ve ekonomideki çalışma ve başarılarının özüyle ölçülür."', '"Bir milletin sanat yeteneği güzel sanatlara verdiği değerle ölçülür."', '"Bir milletin yenileşmesinde ölçü, musikide değişikliği alabil mesi, kavrayabilmesidir."', '"Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur."', '"Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez."', '"Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener."', '"Birtakım kuşbeyinli kimselere kendinizi beğendirmek hevesine düşmeyiniz; bunun hiçbir kıymeti ve önemi yoktur."', '"Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz."', '"Bu memleket tarihte Türk'tü, bugün de Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır."', '"Bu millet, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Türk milletinin geleceği, bugünkü evlatlarının doğru görüşü, yorulmak bilmez çalışkanlığı ile büyük ve parlak olacaktır."', '"Bu vatan, çocuklarımız ve torunlarımız için cennet yapılmaya layıktır."', '"Bugün vatanımızda bir milli kudret varsa, o cereyan, felaketlerden ders alan ulusun kalp ve dimağından doğmuştur."', '"Büyük başarılar, kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur."', '"Büyük ve tarihi olayları ancak büyük milletler yaşayabilir."', '"Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister."', '"Cumhuriyet fazilettir."', '"Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur."', '"Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller . ister."', '"Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz."', '"Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur."', '"Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız bir tek şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak! Servet ve onun doğal sonucu olan rahat yaşamak ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır. . Yaşamak demek çalışmak demektir."', '"Dünyada her şey kadının eseridir."', '"Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur."', '"Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder."', '"Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur."', '"Ekonomik kalkınma, Türkiye'nin hür, bağımsız, daima daha kuvvetli, daima daha refahlı Türkiye idealinin bel kemiğidir."', '"Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz."', '"Ey kahraman Türk kadını, Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın."', '"Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen Türk istiklall ve cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir."', '"Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu sonsuza kadar yaşatacak olan sizlersiniz."', '"Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz."', '"Felaketler insanları, zeki milletleri daima azimli ve yeni hamlelere sev keder."', '"Halkın sesi, Hak'ın sesidir."', '"Hayatta en hakiki mürşit, ilimdir."', '"Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz... Hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz. Fakat sanatkar olamazsınız."', '"Hiçbir millet aynen diğer bir milletin taklitçisi olmamalıdır. Çünkü bir millet, ne taklit ettiği milletin aynı olabilir, ne de kendi milliyetçiliği içinde kalabilir."', '"Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar."', '"Kadınlarımızın genel görev ve çalışmalarda paylarına düşen işlerden başka, en önemli, en hayırlı, en faziletli bir ödevleri de iyi anne olmalarıdır."', '"Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur."', '"Kültür zeminle orantılıdır. O zemin milletin seciyesidir."', '"Kültür, okumak, anlamak, görebilmek, görebildiğinden anlam çıkarmak, ders almak, düşünmek ve zekayı geliştirmektir."', '"Kurtulmak ve yaşamak için çalışan, çalışmak zorunda olan bir halkız. Bundan dolayı her birimizin hakkı vardır, yetkisi vardır. Fakat çalışmak sayesinde bir hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve ömrünü çalışmadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuzda yeri yoktur, hakkı yoktur."', '"Medeni olmayan milletler, medeni olanların ayakları altında kalmaya mahkumdur."', '"Medeniyet öyle bir ışıktır ki, ona kayıtsız olanları yakar, mahveder."', '"Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır."', '"Medeniyetin esası, ilerlemesi ve kuvvetin temeli, aile hayatın-dadır. Bu hayattaki fenalık mutlaka toplumsal, ekonomik ve politik beceriksizliği doğurur."', '"Milletimizin saf karakteri yetenekle doludur. Ancak bu doğuştan gelen yeteneği geliştirebilecek metodlarla donanmış vatandaşlar lazımdır."', '"Milletin kaynağı, toplumsal hayatın temeli olan kadın ancak faziletli olursa görevini yerine getirebilir."', '"Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir."', '"Milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar."', '"Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden ayrılamaz."', '"Milli, ince duygulan, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce, genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede, Türk milli musikisi yükselebilir, evrensel musikide yerini alabilir."', '"Öğretmen, yıllar sonra ödülünü alır."', '"Öğretmenler! Cumhuriyet sizden düşünceleri hür, vicdanı hür,irfanı hür nesiller ister."', '"Öğretmenler! Ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve ordularınızın zaferi için yalnız ortam hazırlar. Gerçek zaferi siz kazanacaksınız ve sürdüreceksiniz ve kesinlikle başarılı olacaksınız."', '"Okul sayesinde, okulun vereceği ilim ve fen sayesindedir ki, Türk milleti, Türk sanatı, Türk ekonomisi, Türk şiir ve edebiyatı bütün güzellikleriyle gelişir."', '"Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz. Fikirler, şiddetle, top ve tüfekle öldürülemez."', '"Samimiyetin lisanı yoktur. Samimiyet sözlerle açıklanamaz. O, gözlerden ve tavırlardan anlaşılır."', '"Sanatkar, toplumda uzun çaba ve çalışmalardan sonra alnında ışığı ilk duyan insandır."', '"Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir."', '"Saygısızlığın, saldırının küçüğü, büyüğü yoktur."', '"Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatani görev saymak gerekir."', '"Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur."', '"Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır."', '"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."', '"Tarih, bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkar etmez."', '"Tehdide dayanan ahlak, bir erdemlilik olmadığından başka, güvenilmeye de layık değildir."', '"Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır."', '"Türk dili, dillerin en zenginlerindendir."', '"Türk gençliği amaca, bizim yüksek ülkümüze, durmadan, yorulmadan yürüyecektir."', '"Türk gençliği, sağlıklı yetişip spor yaparsa ulusumuzun geleceği güvence altındadır."', '"Türk milleti kendisi için, kendi geleceği ve kurtuluşu için çalışan kimseleri ve kurullan zorluk karşısında bırakmayacak kadar yüksek vatanseverlik ve yüksek onur duygusuyla doludur."', '"Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır."', '"Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir."', '"Türk milletinin son yıllarda gösterdiği harikaların, yaptığı siyasi ve sosyal inkılapların gerçek sahibi kendisidir."', '"Türk, öğün, çalış, güven."', '"Türkiye'nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır."', '"Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."', '"Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur."', '"Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır."', '"Vatan imar istiyor, zenginlik ve refah istiyor, bilim ve ustalık, yüksek uygarlık, hür düşünce ve hür yaşayış istiyor."', '"Ya istiklal, ya ölüm."', '"İnkılap, Türk ulusunun son asırlarda geri bırakılmış kurumlarını yıkarak yerlerine, ulusun en yüksek uygarlık düzeyine ilerlemesini sağlayacak yeni kurumlar koymaktır."', '"İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye'nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır."', '"Yüksek bir insan topluluğu olan Türk Milleti'nin.tarihi bir özelliği de, güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir."', '"Yüksek Türk! Senin için yüksekliğin sınırı yoktur. İşte parola budur."', '"Bir millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her çeşit ilminden, buluşlarından, yükselmelerinden faydalanmalıdır. Fakat unutmayalım ki, asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz."', '"Komutan, yaratıcı gücü olan kimse demektir."', '"Biz Batı medeniyetini taklitçilik yapalım diye almıyoruz. Onda iyi olarak gördüklerimizi, kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyet seviyesi içinde benimsiyoruz."', '"Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz."', '"Tüketici yaşamak iyi değildir. Üretici olalım. "', '"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir. "', '"Dilin millî ve zengin olması millî duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin. "', '"Eğitim işlerinde behemehal muzaffer olmak lâzımdır. Bir milletin hakikî kurtuluşu ancak bu surette olur. "', '"Milletleri kurtaranlar yalnız ve ancak öğretmenlerdir."', '"Öğrenci her ne yaşta olursa olsun, onlara geleceğin büyükleri gözüyle bakılmalı ve öyle muamele edilmelidir."', '"Milliyetin en belirgin niteliklerinden biri dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden önce ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. "', '"Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım oldu. Kendimi hiçbir zaman Osmanlılığın telkin ettiği başka ulusları öven ve Türklüğü aşağı gören eksiklik duygusuna kaptırmadım. "', '"Bütün insanlar, bir toplumsal vücudun organlarıdır ve bu sebeple birbirine bağlıdır. "', '"Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli kültürdür."', '"Millî ekonominin temeli tarımdır. "', '"Tüccar, milletin emeği ve üretimi kıymetlendirmek için eline ve zekâsına emniyet edilen ve bu emniyete liyâkat göstermesi gereken adamdır. "', '"İnsanları mesut edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. "' 
 ASKER ASKER

bayrak2sagdanbayrak2sagdan

 

gönlümün ÜLKÜSÜ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



..................