--> MUHACİRİN SİTESİ"Bütün hakları saklıdır.İktibas edilen yazılar,resimler ve kopyalar uyarıldığında derhal silinir. Düzenleyen:M.H.



Bugün:
Ana Sayfa || E-Mail
>

***Balkan suyu içmişler***

SELAM OLSUN ECDADIMIN DOĞDUĞU TOPRAKLARA...GEÇMİŞİNİ BİLMEYEN ,GELECEĞİNİ BİLEMEZ. Bizlerde atalarimiz Rumeli Turklerini daha iyi tanimak icin çıktığımız yolculukta sizleri de yanimizda gormekten mutlu olacağız... M.H.

« Önceki |

19/8/2009

..

Ne mutlu türküm diyene!

19/5/2009

ATATÜRK vE 19 MAYIS kutlaması

click to comment 

Atatürk“Gençler!Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler!Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum”derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır.

       Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır:“Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir”demiştir.

      Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür. Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak kutlamalıyız.

     19 MAYIS ATATÜRK'Ü ANMA GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN...

     saygılarımla... ..

8/5/2009

Atatürk`ün okul yılları

Atatürk`ün okul yılları

Tüm yazıları 11.Kasım.2007 Atatürk`ün okul yılları Atatürk, 1893`te 12 yaşındayken babasını kaybetti. Bu durum Türkiye Cumhuriyeti`nin kurucusu için zor yılların başlangıcı idi. Ancak, o ha

2007-11-11 Bugün

1/5/2009

Atatürk ve Lozan Mübadiller ile ilgili ilginç bir hikayeyi sizle

Atatürk ve Lozan Mübadiller ile ilgili ilginç bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.

Alıntı:Olayı Celaliye'den Ülker Bey'e Necdet Günaydın aktarmış.
1936 yılında şimdiki Mimar Sinan'ı o zaman ki adıyla Kalikratya'yı Mustafa Kemal ziyaret etmiştir. Ayran ikram edilen Mustafa Kemal hoş beşten sonra bir sıkıntıları olup olmadığını sorar.

Malum mübadillerin en önemli sorunlarından birisi de Anlaşmaya göre Yunanistan da ki bıraktıkları kadar mal almaları gerekmesine karşın bunun karşılanamamasıdır. Gidenlerin şehirli gelenlerin köylü olması nedeniyle Rumların bıraktığı varlık Türklerin orada bıraktığı varlığı karşılayamamıştır. Bu nedenle tüm mübadillere eşit oranda mal dağıtımı yapılmıştır. İşte bu nedenle can alıcı sorun bir kez daha göndeme gelmiştir.

Köylülerden birisi: "Paşam, Yunanistan'da o kadar toprak bıraktık burada 6 dönüm yer verdin nasıl olacak bu iş?" deyince;

Paşa ayağa kalkar ve öne doğru iki adım atar denizi gösterek "işte tapusuz toprak, ekmeğinizi oradan çıkaracaksınız" diye öğütler.

İşte ülkenin kaderini çizen büyük insan o gün bir köyünde kaderini çizmiş ve Mimarsinan ondan sonra bir balıkçı köyü olmuştur.

alıntıdır...

25/2/2009

Devlet, Demokrasi, Cumhuriyet

Devlet, Demokrasi, Cumhuriyet

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Kaynak: Prof. Dr. AFETINAN; Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazilari

elyazilarini büyütmek için üstünü tiklayin

Ata384.jpg
Ata384.jpg

49.35 Kb
Ata386.jpg
Ata386.jpg

50.47 Kb
Ata388.jpg
Ata388.jpg

38.43 Kb
Ata390.jpg
Ata390.jpg

48.80 Kb
Ata392.jpg
Ata392.jpg

54.50 Kb
Ata394.jpg
Ata394.jpg

62.75 Kb
Ata396.jpg
Ata396.jpg

68.48 Kb
Ata398.jpg
Ata398.jpg

67.27 Kb
Ata400.jpg
Ata400.jpg

67.12 Kb
Ata402.jpg
Ata402.jpg

77.61 Kb
Ata404.jpg
Ata404.jpg

65.12 Kb
Ata406.jpg
Ata406.jpg

67.83 Kb
Ata408.jpg
Ata408.jpg

77.18 Kb
Ata410.jpg
Ata410.jpg

80.10 Kb
Ata412.jpg
Ata412.jpg

67.66 Kb
Ata414.jpg
Ata414.jpg

72.62 Kb
Ata416.jpg
Ata416.jpg

59.10 Kb
Ata418.jpg
Ata418.jpg

62.70 Kb
Ata420.jpg
Ata420.jpg

65.49 Kb
Ata422.jpg
Ata422.jpg

79.64 Kb

Home|Previous Page|Next Page

Page 1 of 2

9/2/2009

Atatürk'ün "EMERİK" kelimesine gözü ilişmişti.

Atatürk'ün "EMERİK" kelimesine gözü ilişmişti.

Atatürk, elimide bulunan bazı tarihi verilerden hareket ederek ( Piri Reis Haritaları gibi ) Türklerin K.Kolomb'dan önce Amerika'yı keşfetmiş olabilecekleri tezi üzerinde durmuştur.

Özellikle 1930'lardaki tarih ve dil çalışmaları sırasında bu yöndeki bazı ip uçlarıyla ilgilendiği anlaşılmaktadır.
Örneğin,yine bir gece tarih ve dil üzerine çalışırken Amerika ve Türkler konusunda bir ip ucuna rastlamıştır. Sonrasını o sırada Atatürk'ün yanında bulunan yaveri Cevat Abbas Gürer'den dinleyelim.

"Böyle bir gecenin yarısından sonra idi. Meşhur Rus alimi Pekarsky'in Yakut Lügatını tetkik eden Atatürk'ün "EMERİK" kelimesine gözü ilişmişti.

Durdu ve kendi kendine gülmeye başladı.
Derin bir haz ve neşe içinde gözlüğünü çıkardı. "Birer sigara ve kahve içelim" emrini verdi. Meğer bulduğu "emerik" kelimesi Türk Yakut dilinde "denizle ayrılmış arazi parçasını" ifade eden manaya geliyormuş. Haz ve neşe yaratan mütaalasını da acizden esirgemedi.
Emerik kelimesinin Amerika'nın kaşiflerinin tarihiyle,Yakut Türklerinin kıdemleri tarihini mukayese ederek,"Amerika'nın adını büyük ecdad koymuştur"dedi.

"Evet;Kristof Kolomb'dan sonra Amerika'ya muhtelif zamanlarda dört defa seyehat eden Floransalı gemici "Ameriko Vespuçi" adına izafe edilen Amerika kıtasına,Avrupa Kaşiflerinden çok evvel Asya'dan geçenlerin yeni tetkiklerle kıdemlerini (kökenlerini) biliyoruz." buyurdurlar.

Yani Atatürk, "Amerika" adının, Ameriko Vespuçi'den değil, Yakut dilinde halen kullanılan Türkçe "Emerik" (Amerik) sözcüğünden geldiğini tespit etmiştir. Onun bu tespiti,III. Türl Dil Kurultayı üçüncü gün birinci toplantısında sunulan Genel Sekreterlik Raporunda şöyle ifade edilmiştir:

"Bu kıtaya Amerika isminin Ameriko Vespuçi'nın adına göre verildiği iddiasıyna karşı, daha bundan önce Nikaragua yerlilerinin Amerika adını kullandıklarını yine Avrupalı coğrafya ve tarih uzmanlarının kitaplarında buldukları, Yakut Lügatı'ndaEmerik kelimesine de hala yaşayan bir söz olarak rast geldikten sonra..."

Atatürk, yaptığı araştırmalar sonunda Amerika'yı Kolomb'dan önce Türklerin keşfettiğini, hatta Amerika'nın ilk yerli halkları arasında Türklerin olduğunu düşünüyor, bu düşüncesini her fırsatta dile getirmekten de çekinmiyordu. Örneğin, bir keresinde bu düşüncesini Amerikalı bir gazeteciyle paylaşmıştı.

Atatürk bir gece Ankara Palas'ta Kızılay'ın düzenlediği bir baloya katılmıştı. Bir süre sonra balo salonunda elinde viski bardağıyla dolaşan uzun boylu bir adam dikkatini çekmişti.

Adamın duruşundan bir yabancı olduğu anlaşılıyordu

Atatürk yavaş yavaş yaklaşan adama yaklaşmış ve önce yanında bulunan Tevfik Rüştü Aras'a: "Bu mösyö kimdir?" diye sormuştu.

Tevfik Rüştü: "Paşam amerikan Gazetecisidir" diye yanıt verince Atatürk,o gazeteciyle tanışmak istemişti.

Tanışmanın ardından Atatürk'le Amerikalı gazeteci arasında şu konuşma geçmişti:

Atatürk Amerikalıya:"Hangi Irktansınız?"diye sormuş.

"Amerikalıyım" yanıtını alınca.
"Hayır,siz Amerikalı Değil Türksünüz!"diye karşılık vermişti.
Amerikalı önce şaşırmış, bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünerek yine "Ben Amerikalıyım" diye diretince Atatürk:
"Cristof Colomb'tan elli yıl önce Türkler Amerika'yı keşfetmişler!" diye söze başlayarak, müzelerimizde ceylan derisinden yapılmış Amerika haritalarının bulunduğunu,Amerika'ya giderken rastlanan Kayık Adaları'nın Türkçe Olduğunu,Türkçede kayığa sandal da dendiğini, Kanarya Adalarının adının "KANARİ" olarak yazıldığını,Kanari'nin bizim Türkçede KANARYA olduğunu ve Amerikan yerli halklarının Bering yoluyla Orta Asya'dan Amerika'ya gittiklerini anlattıktan sonra Amerikalıya:

"Siz Amerikalılar Orta Asya'dan hicret ettiniz.Olsanız olsanız Türk olabilirsiniz."diyerek sözlerini bitirmişti.

Amerikalı gazeteci şaşkındı.

Atatürkün tarihe olan ilgisini gördükten ve Amerikan tarihi hakkındaki ilginç sözlerini duyduktan sonra bir kaç günlüğüne geldiği Türkiye'de daha uzun süre kalmış;günlerce müzelerde incelemeler yapmış,kitaplar okumuş,notlar almış ve Amerika'ya gidince de:

"Biz Amerikalılar Türk'ten başka bir şey değiliz..." diye yazılar yazmıştı.Türk Gazeteleri de Amerikalının Yazılarını Türkçeye çevirerek yayımlanmışlardı.

Kaynakça:Atatürk ve Kayıp Kıta MU2 Köken Sinan Meydan S-60

4/1/2009

33 dereceli Mason"un itirafı,

33 dereceli Mason"un itirafı,


Yıl 1948, Ağustosun 1"i.

Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti (ELD)"nin "Laiki foni" yani "Halkın sesi" isimli gazetesinin 685"inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Beneraoysan şunları yazar:

" Mefkûremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!.."

33 dereceli komünist mason hangi darbeden bahsetmektedir ve "akıbeti feci şartlar altında ölüm" olan kimdir?

Bırakalım onu da kendi söylesin:

"(..) Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara"da Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke"ye hitaben, "Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz" demişti..

(…)
O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.

Fakat asla!

Türkiye"deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova"da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere şaşkınlık içinde haykırdım:

"- O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!"

İşte böyle.. 1948 yılı Ağustos ayının 1"inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı "Laiki Foni"nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas"ın itirafları.

Bu itiraflar General Cevat Rifat Atilhan tarafından çevrilmiş,, "Atatürk"ün Ölümündeki Sır Perdesi" alt başlığı ile gazeteci Ogün Deli tarafından kaleme alınan "Agoni" isimli derlemeye de alınmıştır.

Biz oradan aktarıyoruz.

Evet, Atatürk Türkiye"deki mason derneklerini, "Kökü dışarıda Yahudi uşakları" diyerek kapatıyor ve dünya masonları bunun üzerine Moskova"da gerçekleştirdikleri bir toplantıda, "O sarı lider suret-i katiyetle ortadan kaldırılacaktır!" kararı alıyorlar.

Sonrasını zamanın kıdemli komünistlerinden 33 dereceli mason Avram Benaroyas"ın kaleminden okumaya devam edelim:

"- Atatürk"ün âni bir dönüşle mason cemiyetini kapatması bizi pek derin bir düşünceye sevk etmişti. İlk anlarda Kemal Atatürk"ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye"de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin de ortadan kaldırılması son derece elzemdi."

Localarını kapattığı için Atatürk"ü "ortadan kaldırma" kararı alan mason-komünist ittifakı silahla öldürme riskini başarı şansı yüzde 10′larda olduğu için tercih etmez. O zaman şu kararı alırlar:

"- Onun ölümü esrarengiz olacaktır!"

Balkanların kıdemli komünisti, 33 derece mason Avram Benaroysan"ın 1948"de kaleme aldığı itiraflarında Atatürk"ü esrarengiz ölüme götüren yol haritası şöyle anlatılıyor:

"- Mason cemiyeti Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra; mason biraderler, cemiyet sanki kapatılmamış ve Atatürk"le aralarında hiçbir ihtilaf yokmuş gibi vaziyet aldılar. İmkân buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember vücuda getirdiler ki; Sarı lider kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti…"

Ve devam ediyor üstat mason Benaroysan:

"- Doktorlarımız Atatürk"ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden;1937 ortalarında,ismini açıklayamayacağım bir doktor, bazı şöhretlere dayanarak Atatürk"e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek suretiyle indirdi.."

İşin özü bu..
Detayları Lazer Yayınları arasında çıkan "Agoni"den öğrenebilirsiniz.
Yunanistan"da yayınlanan 1 Ağustos 1948 tarih ve 685 sayılı "Laiki Foni" gazetesine ve zamanın kıdemli komünisti 33 derece mason Benaroysan"ın hayatına ulaşmak Atatürkçü bir Genelkurmay için, TBMM için, Atatürkçülüğü kimseye bırakmayan emekli generaller, mesela Çevik Bir için hiç de zor olmasa gerek…

Adamlar, mason derneklerini kapattığı için Atatürk"ü biz öldürdük. Önce vurmayı düşündük, sonra başaramamaktan korktuk, onun çevresini kuşattık, güvenini sağladık, sonra da hedefimize ulaştık diyor……….

Anlatılanlar hakikat ise, yedi düveli yenen Atatürk, üç buçuk masonun elinde can çekişe çekişe can vermiş ve onun canını alanlardan hesap sorulmamış….
Ya sonra?..

Mason dernekleri 1948 yılında "İnönü"nün emri ve Celal Bayar"ın desteği ile" tekrar faaliyete geçtiler. Halkevlerine devredilen mallarını da geri aldılar…

Peki, burada bitti mi?..

Hayır, bitmedi, bitecek gibi de görünmüyor…

Atatürk"ün bedenini ortadan kaldıranlar oklarını onun ilkeleri ve felsefesine, onun çok sevdiği milletine ve milletinin değerlerine tevcih ettiler…

Üzülerek ifade edelim ki bu bahiste de başarılı oldular…

Lütfen, "Atatürk"ten, milli devletten, Lozan"dan vazgeçin" diyen ve "Şehitlik ve gazilik kavramları kaldırılsın" diyenlerle, "Türkiye mozaiktir,millet değil, halklardır" diyenlere dikkatle bakınız…

Pek çoğunun yüksek dereceli masonlar olduğunu göreceksiniz…

Ben daha ne diyeyim!…


HASAN DEMİR-YENIÇAG GAZETESİ

27/12/2008

Kırmızı çizgi böyle çizilir.

Kırmızı çizgi böyle çizilir.

 

ATATÜRK'TEN BULGARİSTAN'A GÖZ DAĞI
 
Başvekil İsmet İnönü davet edildiği
Rusya'dan Bulgaristan yolu ile dönüyordu..

Yine o ara Bulgaristan'la aramız iyi değildi..

Bulgar komitacıları Sofya'daki Türk sefaretini sarmış,

İsmet Paşa'ya suikast yapmak üzere dışarıya çıkmasını bekliyorlardı...

Bulgar hükümetinin dikkati çekildi..Bulgar hükümeti bililtizam (inadına,bile bile) umursamadı. 

Bunun üzerine keyfiyet Ankara'ya bildirildi, ilgililer toplanıp, aralarında müzakere etti..

Bir çare araştırıldı...Tatminkar bir tedbir bulunamadı...Atatürk'e danışmaya karar
verdiler...Atatürk sordu;
 
Siz ne düşünüyorsunuz?
 

 " Bulgaristan'ı iktisaden tazyik
 edeceğiz..Şiddetle muhtaç olduğu bazı
 maddeleri satmamakla tehdit edeceğiz"
 
Atatürk güldü ve

"Telefonu verin bana" dedi..

Donanmaya emir verdi.. Ertesi sabah Yavuz zırhlısı İzmit'den Varna'ya gitti..Yüzbir pare top
 attı..Evlerin camları kırıldı..herkes yataklarından heyacanla fırladı..Bulgar hükümeti telaşlandı..

Amiral  Türkiye Başvekili İsmet Paşa'yı almaya geldiğini söyledi...

Bulgar Hükümeti İsmet Paşa'yı Sofya'dan Varna'ya zırhlı trenle, ihtimam ve muhafaza altında getirdi..

Bando ile merasim yaparak Yavuz'a uğurladı..Amiral, kırılan camları ödeyip, Başvekili Türkiye'ye getirdi..

Kaynak (Avni Altıner/ Her yönüyle Atatürk)

25/12/2008

Mustafa Kemal

Mustafa Kemal

 
Değerli Çelebi Gurup üyesi arkadaşlarımı selamlıyorum.
 
Sakarya savaşında, Mustafa Kemal attan düşmüş ve  kaburga kemiği çatlamıştı. Kendisine istirahat
etmesi teklifine şöyle cevap verir: ''
Milletimin bu ölüm kalım savaşında, benim kemiklerim söz konusu
olur mu? Bunların ne ehemiyeti var. Benim bir kemiğimin çatladığı yerde, Konstantin'in ordusu da kibiri
de kırılacaktır.''
Ruşen Eşref,  Sakarya Muharebesini Kazanan ordunun komutanı, Mustafa Kemal için o günlerde
yazdığı yazıda şöyle yazıyor: Ankara'ya gelişinizde sizi karşılarken, ayaklarınızın altına  sermek için, vatan toprağından daha
kıymetli bir şey bulamadık.
Kamil Karabulut

19/12/2008

BUDUR. . .gamzeliiiii gamzeliiiii (gamzeliiiii@hotmail.com)

BUDUR. . .
                                                            Anlamayanlara
 
  
Biz, O'nu mısır tarlasında karga kovalamasıyla değil, topraklarımız üzerinden leş kargalarını kovalamasıyla;

Biz, O'nu "Fikriye"siyle degil, emperyalizmin ezmeye çalıştığı tüm uluslara örnek olan fikirleriyle;

Biz, O'nu kendisini çaresiz hisseden birisi olarak değil, tüm gücünü Milli Mücadele döneminde kuzeyinden güneyine, doğusundan batısına tek yumruk olan ulusundan alan yüceler yücesi yüreğiyle;

Biz, O'nu içki masasından kalkmayan bir "ayyaş" olarak değil, üzerinde güneş batmayan topraklara hükmedenlerle oturduğu masaya yumruğunu vurup Sevr'i parçalayarak suratlarına fırlatan kararlılığıyla;

Biz, O'nu küçük yasta hocasına beslediği kini ileride devlet yönetimine karıştıracak denli "sığ" bir lider olarak değil; tüm dünyanın takdir ettiği ilerici görüşlerini silah yapıp bir ulusun makus talihine meydan okuyan büyük devrimci kişiliğiyle;

Biz, O'nu kimseleri ilgilendirmeyecek "özel hayati"ni "insan yani" olarak sunma şaklabanlığı ile değil; ornegin 1936'da Yalova'daki köşkü bir ağacın kesilmesini önlemek için rayların üzerinde 4.80 metre kaydıracak kadar dahi ve insan yani ile;

Biz, O'nu "Mustafa" olarak değil, bazı canlara inat, canimizin parçası, ruhumuzun ta kendisi Mustafa Kemal Atatürk'ümüz olarak anladık, anlatıyoruz!..



..................